İnsan yaratılmışların en şereflisidir.
Melekler ve diğer tüm varlıklar insanlara hizmet ederler. Meleklerle insanların arasındaki farkları şöyle sıralayabiliriz.
Melekler nurdan insanlar topraktan yaratılmışlardır
Melekler: Duyu organlarıyla algılanamayan, gözle görülmeyen
nurani ve ruhani varlıklar olup, nur, ışık, esir, hava, elektrik gibi latif maddelerden yaratılmışlardır.
İnsanlar:Vücudu duyu organlarıyla algılanabilen, gözle görülebilen, kesif bir madde olan
topraktan yaratılmıştır.
Melekler insanlar gibi aynı surette kalmakla sınırlı değiller
Melekler nurani varlıklar oldukları için
kendi asli şekilleriyle sınırlı değillerdir. İnsanlar gibi aynı
suretleriyle kalmayıp maddi-manevi her şekle girmeleri mümkündür. Mesela
Cebrail (as) sahabeden Dıhye (ra) suretine girmiş ve sahabeler
tarafından görülmüştür.
Meleklerin cinsiyeti yoktur“Kendileri
Rahman’ın (itaatkâr ve şerefli) kulları olan melekleri de dişi
saydılar. Onların yaradılışlarına şahit mi oldular? Onların (bu asılsız)
şahitlikleri yazılacak ve (bu hususta) sorguya çekilecekler.” (Zuhruf, 19)Bu
ayetten de anlaşılacağı gibi, meleklerin insanlar gibi erkeklik,
dişilik gibi özellikleri yoktur. Çocukluk, gençlik, ihtiyarlık gibi
dönemleri de bulunmamaktadır.
Meleklerin mahiyetlerine uygun kanatları vardırAyrıca
insanlara yeryüzünde rahatça gezebilmeleri ve hareket edebilmeleri için
ayak, kol gibi cihazlar verilmiş; meleklere ise mahiyetlerine uygun,
yaptıkları iş ve vazifelerine göre ikişer, üçer, dörder kanat
verilmiştir. Bu durum ayetle de belirtilmiştir.
“Hamd,
göklerin ve yerin Fâtır’ı (yaratıcısı ), melekleri ikişer, üçer, dörder
kanatlı elçiler yapan Allah’a mahsustur. (O, mahlûkatı) yaratmada
(maddeten veya manen, kime) ne dilerse artırır. Şüphesiz ki Allah, her
şeye hakkıyla gücü yetendir.” (Fâtır, 1)
Meleklerin yemek, içmek ve nikâh ihtiyaçları yoktur
“And
olsun ki elçilerimiz İbrahim’e müjde ile geldiler: “Selam( senin
üzerine olsun)!” dediler. Bunun üzerine O’da(selam sizin üzerinize olsun
)!”dedi. Beklemeden kızartılmış bir buzağı getirdi. Fakat ellerinin ona
uzanmadığını görünce onlar(ın bu durumlarını )yadırgadı ve onlardan
dolayı içine bir korku düştü.(Onlar ise:) “korkma biz (Allah’ın
melekleriyiz ve) Lut kavmine( azap vazifesi) ile gönderildik!” dediler.” (Hûd, 69- 70)
Bu ayetten de meleklerin insanlar gibi yeme içme ihtiyaçlarının olmadığı anlaşılmaktadır.
Ayrıca
meleklerde, insanların hayatlarının gereği olan; evlenmek, üremek,
uyumak gibi fiiller olmadığı gibi yorulmak, usanmak gibi haller de
bulunmaz.
Meleklerin ölümleri kıyamet vaktinde olacak
Melekler de her hayat sahibi gibi ölümü tadacaklardır. Fakat onların
yaşama mühleti kıyamete kadardır. Onların ölüm anı için şöyle bir
rivayet vardır:
“Kıyamet vakti
geldiğinde, İsrafil (as) sura üfler. Bu üflemede göklerde ve yerde ne
kadar canlı varsa hepsi onun vereceği şiddetli korkudan ölür. Ancak
Allah’ın (cc) ölüm dışında bırakmış oldukları – ki onlarda, Cebrail
(as), Mikail (as), İsrafil (as) ve Azrail (as) –sağ kalır. Sonra Allah
(cc), Azrail’e (as) sırasıyla, Cebrail (as), Mikail (as), İsrafil’in
(as) ruhunu almasını emreder. Daha sonra Azrail’e (as) emir gelir o da
ölür. Sonra yani birinci üfürülüşten sonra bütün mahlûkat berzah denilen
kabir âleminde kırk sene kalır. Sonra Allah (cc) İsrafil’i (as)
diriltir ve ikinci üflemeyi yapmasını emreder.” (İmam Gazali, Kalplerin Keşfi)
İnsanların ömrü ise, kıyamete kadar değildir. Allah’ın (cc) insanların hepsi için ayrı ayrı belirlediği ömür süreleri vardır.
Allah (cc) insanların için belli bir ömür vakti tayin etmiştir. Tayin
edilen mühlet zamanlara göre değişmiştir. Mesela Hz. Âdem zamanında
insanların ömür mühletleri 1000-2000 seneyi bulurken şimdi ise bir insan
60-70 senelik bir ömre sahiptir.
Melekler ise ruh sahibi olduklarından her hayat sahibi gibi onlarda
öleceklerdir. Fakat onların yaşama mühleti kıyamete kadar olacaktır. Bu
durumu
İmamı Gazali (ks) şöyle açıklar:
“Kıyamet vakti geldiğinde, İsrafil (as)
sura üfler. Bu üflemede göklerde ve yerde ne kadar canlı varsa hepsi
onun vereceği şiddetli korkudan ölür. Ancak Allah’ın (cc) ölüm dışında
bırakmış oldukları – ki onlarda, Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail
(a.s) –sağ kalır. Sonra Allah (cc), Azrail’e (as) sırasıyla, Cebrail,
Mikail, İsrafil’in (cc) ruhunu almasını emreder. Daha sonra Azrail’e
(as) emir gelir o da ölür. Sonra yani birinci üfürülüşten sonra bütün
mahlûkat berzah denilen kabir âleminde kırk sene kalır. Sonra Allah
İsrafil (as) diriltir ve ikinci üflemeyi yapmasını emreder.” (İmam Gazali, Kalplerin Keşfi, 250)
Meleklerde nefis yoktur ve insanlar gibi imtihanda değildirler
Meleklerin nefisleri olmadığı için makamları da sabittir. Yani manen
yükselme ve düşüş göstermezler. Nefisleri olmadığı için nefse ait olan
şehvet, öfke, gadap, kibir, ene (benlik) gibi duyguları yoktur. Allah
(cc) ne emrederse onu yaparlar. İsyan etme, herhangi bir yasağı çiğneme
ve günah işleme gibi durumları olmayıp “İsmet” yani günahsızlık ve
“Emanet” yani güvenilir olmak sıfatlarıyla vasıflandırılmışlardır.
İnsanlar ise imtihana tabi tutuldukları için nefis sahibidirler. Yani
makamları sabit değildir, manen yükselip düşüş gösterebilirler.
İmtihanın neticesi olarak da ahirette mükâfat ve mücazat göreceklerdir.
Meleklerin memleketleri semadır, mescitleri ise vazife yaptıkları yerlerdir
“(Cebrail dedi ki:),(Vahyin te’hirinden dolayı üzülme, çünkü biz) ancak Rabbinin emri ile ineriz…” (Meryem, 64)
Meleklerin memleketi semadır. Allah'ın (cc) emri ile görev icabı
semadan ayrılır, vazifeleri bittiğinde tekrar yurtları olan semaya
dönerler. Vazifelerini yaptıkları her mekân oların mescitleri
hükmündedir. Mesela güneşte görev yapan bir meleğin mescidi güneş olduğu
gibi bir hücrede memur olan meleğin de o hücre mescidi hükmündedir.
İnsanların ise, memleketleri ve mescitleri yeryüzüdür.
Melekler kâinatın her yerinde bulunup Allah'ın (cc) isim ve sıfatlarını tefekkür edebilecek kabiliyette yaratılmışlardırAllah
(cc) kâinattaki yaratmış olduğu sanatlarla kendini tanıttırmak ve
sevdirmek ister. Bu vazifeyi yapabilecek şuur sahibi insanları, cinleri
ve melekleri yaratmıştır.
İnsanlar ve cinler kâinatın her tarafında bulunan Allah'ın
(cc)muhteşem eserlerinin tamamını görüp, tefekkür edemezler. Melekler
ise, kâinatın her yerinde bulunup tefekkür edebilecek bir kabiliyette
yaratılmışlardır. Allah'ın (cc) tüm harika eserleri görüp tefekkür
edebilir, isim ve sıfatlarını hayranlıkla seyredebilirler.
Melekler Allah'ın (cc) azamet ve sırlarına daha yakından şahitlik ederler
Melekler ilahi azamet ve sırlara daha yakından şahit oldukları için
Allah’ın (cc) zatı ve ulûhiyetine ait hususiyetlerini perdesiz görürler.
Allah'ın (cc) rububiyyetini yani idare ve terbiye ediciliğini aşikâr
bir tefekkürle idrak ederler.
İnsanlar ise ilahi azamet ve sırları, isim ve sıfatları
imtihanlarının gereği olarak perdeler arkasından görüp idrak etmeye
çalışırlar. Bütün sebepler birer perdedir. Böylece daha üstün
mertebeleri hak ederler.
Melekler yaratılış itibariyle insanlar gibi Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarının hepsini gösteremezlerMelekler,
Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarına sadece nurani ve ruhani cepheleriyle
ayna olabilecek yapıda yaratılmışlardır. İnsanlar ise hem cismani hem de
ruhani olmak üzere iki ayrı açıdan ilahi isim ve sıfatların
tecellilerine mazhar olabilecek özelliktedirler.
İnsan kendisine
verilen ene ve nefis gibi duygularla Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarının
hadsiz mertebe ve derecelerini kavrarlar. Allah’ın (cc) sıfatlarının ve
isimlerinin nihayetsiz mertebelerine herkes gücü ve mertebesi nispetinde
bakabilir ve anlayabilir. Sabit bir mertebe ile sınırlı kalmaz.
Melekler de ise insana verilen cihazlar ve ölçüler (ene ve nefis, cisim)
olmayınca Allah’ın (cc) isim ve sıfatlarını sabit bir mertebesini idrak
edebilirler.
Meleklerve
insanlara verilen kabiliyet farklı olduğu için melekler, Allah’ın (cc)
bütün isim ve sıfatlarını gösteremezler. Mesela yemek yemedikleri için
Rezzak, hasta olmadıkları için Şafi, günah işlemedikleri için Gaffar
isminin tecellilerine ayna olamazlar.
İnsanlar Allah'a (cc) meleklerden daha fazla muhabbet edebilirlerMelekler
ve insanlar, Allah’a (cc) karşı hadsiz bir muhabbet üzere
yaratılmışlardır. Allah'a (cc) olan muhabbetin meydana çıkmasını
gerektiren cihazat ise insanda daha fazladır. İnsan bütün
yaratılmışların içinde Allah'ın (cc) isim ve sıfatlarının hepsini bir
arada gösterebilecek özelliktedir. Dolayısıyla Allah'a (cc) karşı hadsiz
bir muhabbetin meydana çıkması insanda daha mümkündür.
Mesela hasta olan bir insan Allah’ın(cc) Şafi ismiyle şifaya kavuştuğunda O’na(cc) hadsiz bir muhabbet duyar.
Yeme, içme, hidayet, şifa, acz ve fakr gibi ihtiyaçları olmayan
melekler, elbette ki insanlar gibi muhabbet mekanizmasını işletemezler.
Bu duygu sabit olarak hissedip ileri derecelere taşıyamazlar.
Kâinatta melekler Allah'ın (cc) İRADE sıfatının, insanlar ise KELÂM sıfatının temsilcisidirlerMelekler
Allah’ın (cc) İrade sıfatından gelen fıtri kanunların (tabiat
kanunlarının) uygulayıcılarıdır. Yani mahlûkatın arasındaki münasebeti
sağlayan tabiat kanunlarını melekler işletmektedir. Mesela, gezegenlerin
belli bir mesafede, birbiriyle çarpışmadan dönmesinden, atomun
çekirdeği etrafında dönen elektronların düzenini sağlayan kanunlara
kadar hepsini uygulayan meleklerdir.
İnsanlar ise Allah’ın (cc) Kelam sıfatından gelen ilahi kanunların
(Kur’an-ı Kerim) uygulayıcılarıdır. Bu kanunlar ise insanlar arasındaki
münasebeti sağlar düzenler.
Melekler sürekli bıkmadan ve usanmadan mükemmel bir lezzetle ibadet yapabilirler“…O’nun
huzurunda bulunanlar, O’na ibadet hususunda kibirlenmezler ve
yorulmazlar. Onlar bıkıp usanmaksızın gece ve gündüz (Allah’ı )tesbih
ederler.” (Enbiya, 19-20)Melekler,
Allah’ın (cc) emriyle yorulmadan, dinlenmeden sürekli O’na ibadet
ederler. Günahtan ve isyandan masum oldukları için sürekli ibadette
bulunurlar. Allah’a (cc) çokça ibadetlerinin yanında tevazu
sahibidirler.
Meleklerin ibadetleri, kâinattaki varlıkların çeşit ve cinslerine
göre farklı farklıdır. Çünkü melekler vazifeli oldukları canlı-cansız
her varlığa adeta bir temsilci hükmündedirler. Onların şuursuz
tesbihlerini, ibadetlerini şuurla temsil edip Allah’a (cc) arz ederler.
Yani bir atom zerresine ait temsilci bir melek olduğu gibi, güneşlerin
ibadetlerine vekil olan melekler de vardır ve hepsinin ibadeti ayrı
ayrıdır.
“… Melekler Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret (bağışlanma) diliyorlar…” (Şura, 5)“Bazı melekler de saf saf olup namaz kılarlar, Allah’ın (cc) kitabını okurlar, zikrederler.” (Saffat, 1-3)Meleklerin
yaptıkları vazifeler onların ibadetleri olduğundan yaratılış
vazifelerine göre ibadetleri de çeşitlidir. Kur’an-ı Kerim’in ve hadis-i
şeriflerin bildirdiğine göre sadece ayakta, rükûda ve secdede ibadet
etmekle vazifeli melekler olduğu gibi; müminler için dua eden, onların
dualarına “âmin” diyen, cemaatle kılınan namazlara, zikirlere iştirak
eden, ilim meclislerine katılan melekler de vardır.
Ayrıca melekler bu vazifeleri yerine getirmekten lezzet alırlar. Bu
onlar için bir mükâfattır. Emre isyan etmeyip, günah işlemedikleri için
ceza alma gibi durumları da olmayacaktır.
İnsanlar ise,
halife-i zemin ve eşref-i mahlûkat olduğu için bütün yaratılmışların
ibadetlerini temsil ederler. Fakat nefis sahibi olduklarından melekler
gibi sürekli bıkmadan usanmadan katkısız bir lezzetle ibadet edemezler.
İnsanlar ibadet hususunda da serbest bırakılmışlardır. Yani cüz-i
ihtiyarilerini ibadet etmek veya etmemek hususunda serbesce
kullanabilirler. Bunun neticesinde de mükâfat olarak Cennet, ceza olarak
da Cehennemle karşılaşacaklardır.
Melekler insanların mağfireti için dua ederler. İnsanlar ise, dualarının kabulü için melekleri şefaatçi yaparlar“Arşı
taşıyan ve onun etrafında bulunan (melek)ler, Rablerine hamd ile (O’nu)
tesbih ederler ve O’na iman ederler ve (kendileri gibi) iman edenler
için mağfiret dilerler. (şöyle derler: “Rabbimiz! (Sen) her şeyi rahmet
ve ilim cihetiyle kuşatmışsındır; artık tövbe edip senin yoluna uyanlara
mağfiret eyle ve onları Cehennem azabından koru!”
“Rabbimiz
hem onların atalarından, zevcelerinden ve nesillerinden salih olan
kimseleri, kendilerine va’d buyurduğun Adn Cennet’lerine koy! Şüphesiz
Aziz (kudreti daima üstün gelen) ve Hakîm (her işi hikmetli olan) ancak
sensin!” “Ve onları kötülüklerden koru! Zaten kimi o gün(dünyada iken)
kötülüklerden korursan (kıyamet günü ) ona artık gerçekten merhamet
etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş ancak budur!” (Mümin, 7-9)Resulullah Efendimiz (asm):
“Müslüman
bir kişinin din kardeşi için gıyabında ettiği dua kabul olunur. Onun
başucunda memur bir melek vardır ki, o müslüman ne zaman bir din kardeşi
için hayır ile dua ederse o melek ona:
‘Duan kabul olsun istediğinin bir misli de senin için olsun’ diye dua eder.” buyurdu. (Müslim, Zikir 87, 88)Melekler; insanlar ve daha çok müminler için mağfiret ve duada bulunurlar.
İnsanlar ise;
hem kendileri, hem yakınları, dostları, diğer müminler ve insanlar için
dua ederler. İnsanlar melekler için dua değil, belki onları şefaatçi
yapıp dualarının kabulünü onların hürmetine Allah’tan (cc) dilerler.
Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde, meleklerin insanlar için şu durumlarda dua ettikleri ifade edilir:
Resulüllah Efendimiz'e (asm) salâvat getirene, tövbe edene, mümin
kardeşi için dua edene, Allah (cc) yolunda malını harcayana, vakit
namazlarını bekleyene, oruçlu olan kişinin yanında başkaları yiyip
içtiği zaman o oruçlu kimseye, namazda safları dolduran ve ön safta
duranlara ve bunun gibi pek çok durumlarda melekler müminler için dua
ederler.
Meleklerin hiçbir şekilde şerri düşünme, şerri yapma meyilleri ve kabiliyetleri yoktur
Meleklerin yaratıldıkları maddeler insanlardan farklı olduğu gibi ruh
halleri de farklıdır. İnsanlar gibi imtihanda olmadıkları için kazanma
ve kaybetme durumları yoktur. Emir edilen ibadetleri gece gündüz,
bıkmadan, usanmadan yorulmadan, severek yerine getirirler.
Melekler kötülük düşüncesine tamamen kapalı, hayra ve güzelliğe
bütünüyle açık haldedirler. Daima olumlu düşünürler. Mesela, insanların
günah işlemeleri durumunda tövbe edip Allah’a (cc)yönelmelerini
dilerler. İnsanların Allah’tan(cc) uzaklaşmalarını hiç arzu etmezler.
İnsanları ayıplayıp arkasından konuşmazlar. Ciddiyetlerini bozup,
laubaliliğe girmezler.
Melekler Allah’ın (cc) celaline karşı her an korku duyarlar insanlar ise; günahlarından ötürü Allah’tan (cc) korkarlar.Fahrettin-i Razi korku çeşidini, insanların ve meleklerin korkusunu hangi sınıfa gireceğini şöyle açıklamıştır:
“İlim ile (bilerek) korkmak, diğeri ise
zann ile korkmak. İlim ile olan korkmaya gelince bu, insanın kendisine
emredilen her şeyi yaptığına, yasaklanan bütün şeylerden de kaçındığına
kesin inanırsa, onun korkusu ancak gelecekle ilgilidir.
İşte melekleri ve peygamberleri bu korku çeşidi ile niteliyoruz. Cenab-ı Allah, melekler hakkında:
“Kendilerine hükümran olan Rablerinden korkarlar.” (Nahl, 50) buyurmuştur.
Zan ile olan korkuya gelince bu, kul
emredilen şeyleri yapmış olduğunu, nehyedilenlerden de sakınmış olduğunu
kesin olarak söyleyemediği zaman, onun sevap ehlinden olamamaktan
korkmasıdır.” (Razi)
Melekler bu türlü korkulardan beridirler. Onlardaki korku Allah’ın (cc) celaline, azametine, emrine karşı olan bir korkudur.
Ayrıca arifler korku hakkında:
“Korku iki çeşittir, cezadan korkmak, celal-i ilahiden korkmak”tır diyerek ikiye ayırmışlardır.
Melekler Allah (cc)bir emir vereceği zaman korkudan secdeye kapanırlarSemada Allah (cc), bir emir ferman edeceği zaman semalar titrer. Melekler ne olduğunu hisseder ve hepsi secdeye kapanır.
Bu durum Kur’an da geçen şu ayetin tefsirinde
Razi şöyle anlatır:
“Kalplerinden korku giderildiği zaman, “Rabbiniz ne buyurdu?” der. Onlar, “Hakkı” derler. O, çok yüce, çok büyüktür."(Sebe, 23)
Bu ayetin tefsirinde rivayet edildiğine göre,
Cenabı Hak vahyi bildirdiği zaman, onu semavat ehli, zincirin çıplak bir
kayaya çarptığında çıkardığı ses gibi işitirler ve korkuya düşerler.
Vahiy sona erdiğinde, birbirlerine, “Rabbimiz ne dedi?” derler, Hak
dedi, O yücedir, büyüktür" diye cevap verirler.
Melekler kıyametin kopmasından korkarlarBeyhakî, "Şuabu'l-İman" da İbn Abbas'ın (ra) şöyle dediğini rivayet etti:
“Resulüllah
(asm) bir yerde bulunuyordu; yanında da Cebrail (as) vardı. Birden
semanın ufku yarıldı; Cebrail (as) sinmeye ve küçülmeye başlayarak,
iyice yere yapıştı. Derken, Hz.Peygamber'in (asm)önünde bir melek
belirerek, şöyle dedi:
“Ey Muhammed, Rabbin sana selâm ediyor ve
seni, melîk, yani hükümdar bir peygamber olmak ile insan bir peygamber
olman arasında muhayyer bırakıyor."
Peygamber (asm) eliyle, Cebrail 'in (as) mütevazılığına işaret ederek:
“Anladım
ki o, bana nasihat ediyor; bunun üzerine ben de, “kul olan bir
peygamber olmayı tercih ederim” dedim. Bunun üzerine melek göğe
yükseldi.
“Ey Cebrail, bu hususta sana sormak
istedim, fakat senin, sana bunu sormaktan beni alıkoyan o halini gördüm.
Ey Cebrail, O kimdi? dedim. Cebrail:
“O İsrafil idi; Allah onu yarattığı gün o
Allah'ın huzurunda idi. O, bakışlarını yerden kaldıramaz. Çünkü onunla
âlemlerin Rabbi arasında yetmiş nur bulunmaktadır. O nurların her biri,
kendisine yaklaşan her şeyi yakar.
İsrafil’in (as) önünde Levh-i Mahfuz
bulunmaktadır. Cenab-ı Allah, gökteki veya yerdeki herhangi bir şey
hakkında O'na (as)izin verdiğinde, bu Levh, onun alnının hizasına kadar
yükselir, o da Levh'a bakar; eğer bu benimle alakalı bir iş ise, onu
bana emreder. Mikail (as) ile ilgili bir şey ise, O'na (as)emreder. Eğer
ölüm meleğinin işi ise, ona emreder” dedi. Ben de:
"Ey Cebrail, senin işin neyle ilgilidir?" deyince, O:
"Rüzgârları ve orduları idare ederim" dedi.
"Mikail'in (as) işi nedir?" dedim.
"Bitkileri idare eder" dedi.
"Ölüm meleğinin işi nedir?" dedim.
"Canlan
alır; öyle sanıyorum ki, İsrafil (as)ancak kıyamet için indi; bende
müşahede etmiş olduğun o halde, kıyametin kopmasından duyduğum
korkudandır.” buyurdu.
Melekler Allah’ın(cc) azametine karşı korkarlarResulü Ekrem (asm) Mi’rac Gecesi Cebrail’in (as) Allah’a (cc) karşı olan korkusunu şöyle anlatmıştır:
“Mi’rac gecesi belli bir notada, Hz.
Cibril’i (as) eskimiş bir elbisenin perişaniyetinde gördüm. (Adeta o
noktaya vardığında ayaklarının bağı çözüldü. Eskimiş bir elbise gibi
yığıldı kaldı.) Allah (cc)korkusu onu bu hale getirmişti. O zaman bir
meleğin Cenab-ı Hakk’ı nasıl bildiğini anladım.
Bir ara Cibril’e döndüm ve:
“Hiç Rabbini gördün mü?" diye sordum. Birden bire irkildi, neredeyse yıkılacaktı. Ve bana şu cevabı verdi:
“Nasıl olur ya Muhammed! Rabbimle aramda nurdan yetmiş perde vardır. Bir lahza yaklaşsam, bir adım atsam yanar kül olurum.” (Aliyyül Kari, Şerhüş Şifa)
İnsanların mükâfat yeri cennet, meleklerin ise Arş’ın kenarları ve etrafıdırMelekleri
de Arş’ın etrafını (tavaf eden) kuşatıcılar olarak, Rablerini hamd ile
(O’nu) tesbih ediyorlar görürsün. Artık (mahlûkatın) aralarında hak ile
hüküm verilmiş ve:
“Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur!” denilmiştir. (Zümer, 75)
Fahreddin Razi tefsirinde bu ayeti açıklarken:
“Ahirette meleklerin mükâfatlarının yeri cennet ile sınırları bitişik olan Arş’ın kenarları ve etrafı” olduğu söylemiştir.
İnsanların ise ahirette mükâfat yeri cennet olacaktır.
Melekler güç ve kuvvet yönünden insanlardan kıyaslanmayacak derecede üstündür
Meleklerin güç ve kuvveti insanlarla kıyas edilemeyecek kadar fazladır.
Onların kuvvet ve kudretinin üstünlüğünü birkaç yönden şöyle sıralayabiliriz:
Meleklerin Arş’ı taşımaları, onların güç ve kuvvet yönünden üstünlüğünü gösterir“Sayıları
sekiz olan Arş'ın taşıyıcıları Arş’ı ve Kürsi'yi taşırlar, sonra
Arş'tan daha küçük olan Kürsi, yedi kat göğün tamamından daha büyüktür.
Çünkü Cenab-ı Allah:
“Allah'ın Kürsî'si gökleri ve yeri kuşatmıştır.” (Bakara, 255) buyurmuştur.” (Razi) Buna göre meleklerin nihayetsiz güç ve kuvvette olduğu bundan anlaşılmaktadır.
Meleklerin elli bin senelik bir mesafede olan Arş’tan bir anda inmeleri onların güç ve kuvvet yönünden üstünlüğünü gösterirArş'ın yüksekliği vehimlerin ihata edemeyeceği bir şeydir.
Buna Cenab-ı Allah'ın:
“Melekler ve ruh miktarı elli bin sene olan bir günde O’na (arşına) çıkarlar.” (Meâric, 4) ayeti delalet eder.
Sonra
melekler, son derece güçlü oldukları için, oradan bir anda inebilirler.
Meleklerden,
İsrafil’in (as), sura bir üflemesiyle göklerde ve yerde olan herkesin
bir anda ölmesi güç ve kuvvet yönünden üstünlüğünü gösterir.İsrafil (as) o kadar güçlüdür ki, sura bir üflemesiyle göklerde ve yerde olan herkes ölür.
“Sûra (birinci defa) üfürülünce,
Allah'ındiledikleri hariç, birden göklerde ve yerde kim varsa düşüp
ölür. Sonra sûra ikinci kez üfürülür. O zaman bir de bakarsın ki,
(ölüler) ayağa kalkmış, bakıp duruyorlar.” (Zümer, 68)
ayetinde ifade ettiği gibi, sûrun sahibi olan İsrafil (as) o kadar
güçlüdür ki, sûra bir üflemesiyle göklerde ve yerde olan herkes ölür.
İkinci bir üfleyişiyle de, herkes yeniden dirilir.
(Fahreddin Razi; Tefsir-ül Kebir)
Meleklerden,
Cebrail’in (as) Lût kavminin dağlarını ve beldelerini bir defada
yerinden sökmesi güç ve kuvvet yönünden ne kadar üstün olduğunu gösterirAltı yüz kanada sahip olan Cebrail’in (as) kuvvetinin üstünlüğü ile ilgili şöyle bir hadis rivayet edilir:
Hz. Peygamber (asm) Cebrail’e (as):
“Allah (cc) senin kuvvetinden bahsediyor. Kuvvetin ne kadar?” diye sormuş. O da (as):
“Lut
kavminin dört şehrini kanatlarımın üzerine alıp, göktekiler o şehirdeki
köpeklerin havlamasını ve horozların ötüşlerini duyacakları yüksekliğe
kaldırdım ve yere çaldım’’ demiştir. (Fahreddin Razi; Tefsir-ül Kebir)
Mü’minlerin tavaf ettiği mekân Ka'be olduğu gibi, melâikenin tavaf ettiği kutsi mekân da Beyt-i Ma'mur'dur"Ve (gökte meleklerin tavâf ettiği) Beyt-i Ma‘mûr’a!"(Tur, 4)
Mü’minlerin tavaf ettiği mekân Ka'be olduğu gibi, melâikenin tavaf ettiği kutsi mekân da Beyt-i Ma'mur'dur.
Beyt-i Ma’mur yedinci kat semada, Arşın hizasında ve Kâbe’nin üst
hizasında yer alır. Öyle ki Beyt-i Mamur’dan bir taş bırakılacak olsa
Kâbe' nin üzerine düşer. Mamur olarak isimlendirilmesi, orayı tavaf eden
meleklerin çokluğu sebebiyledir.
Resulullah (asm)mirac esnasında burasını görmüştür. Cebrail (as):
“Bunun içinde her gün yetmiş bin melâike namaz kılar ve bir kere çıkan bir daha dönmez.” açıklamasında bulunmuştur.
Ebu Hureyre’nin (ra), Hz. Peygamber’den (asm)
naklettiğine göre, Resulullah (asm) Beytu'l-Ma'mur'a her gün yetmiş bin
melâikenin girdiğini görmüştür.